BALON TARİHÇESİ
1783
19 Eylül gününde uçan ilk sıcak hava balonunun yolcuları bir koyun, bir ördek ve bir horozdu. Bu balon Montgolfiere Kardeşler tarafından, kağıt ve kumaştan imal edilmişti. Bu ilk balonun yocularının hayvanlardan oluşması dönemin Kralı 15. Louis’nin emriydi. Bu balon1800 metre kadar bir irtifaya ulaştı ve yere sağ salim indi.
Read the rest of this entry »
Şişme Oyun Parkı nedir ?
Şişme oyun parkı günümüz teknolojisinde eğlence sektöründe kullanılmaya başlayan ve tüm dünya tarafından kullanılan çocukların sağlıkları ve eğlence anlayışını eğitim ve sporla birleştiren bir eğlence aracıdır. Şişme oyun parkları 1982 li yıllarda öncelikli olarak Amerika ve diğer batılı ülkelerde kullanılmaya başlayan bir eğlence parkı konseptidir. Şişme oyun alanları şu sıralar ülkemizede girmiş bulunmaktadır. 1996 yılında Türkiyenin tanımış olduğu Şişme Oyun Parkı sistemleri günümüzde lunapark anlayışını daha güvenli ve daha eğlenceli bir hale getirmektedir. Daha çok 0-12 yaş grubuna hitab eden oyun parkları ailelerin çocukları için hiç bir endişe taşımadan eğlenmelerini sağlamaktadır. Bu tip oyun parklarının binlerce çeşidi bulunmaktadır. Hiçbir metal veya ahşap içermeyen oyun parkı sistemleri kullanılan materyal olan pvc membranlardan üretilmektedir. Üretim konusunda lider ülkeler arasında başta Amerika olmak üzere İngiltere,Hollanda,İtalya ve Türkiye bulunmaktadır. Uzakdoğu üretimi oyun parkları sağlık konusunda eksileri olduğu gibi ağırlığı bakımından teknik hizmettede sorunlar yaşatmaktadır. İlk şişme oyun parkı 1982 yılında Amerikanın Orlando eyaletindeki S.John Earth tarafından üretilmiştir.
Read the rest of this entry »
Oyuncak 14 yaşından küçük çocukların oyunlarında kullanmak amacıyla tasarlanan veya imal edilen her türlü ürün ve oyun araç ve gereçleridir. Hemen hemen her şey çocuk için oyun değeri taşımaktadır, ancak bu her nesneyi oyuncak tanımı içine sokmaz. Yönetmeliğin maksadı göz önüne alındığında oyuncağın oyun değerinin üretici tarafından belirlenmesi gerekmektedir. Üretici tarafından deklere edilmiş kullanım şekli makul beklenen kullanımı aşmamalıdır. Eğer üretici etiketinde ürününün oyuncak olmadığını belirtiyorsa, bu iddiasını mutlaka desteklemelidir. Bazı ürünler ise ilk bakışta oyuncak olarak düşünülse bile ya çocuklar için tasarlanmamıştır ya da birinin denetimi gereklidir, ya da özel kullanım şartları gereklidir. Bu amaçlardan dolayı Yönetmeliğin EK:1’inde oyuncak olarak kabul edilmeyen ürünler listelenmiştir. Bunlar;
1) Yılbaşı süsleri
2) Yetişkinler ve koleksiyoncular için detaylı model maketler
3) Çocuk bahçelerinde topluca kullanılmak üzere üretilen oyun araç ve gereçleri
4) Spor malzemeleri
5) Derin suda kullanılması amaçlanan su aletleri
6) Yetişkin koleksiyoncular için folklorik ve dekoratif bebekler ve diğer benzer malzemeler
7) Alışveriş merkezleri, istasyonlar gibi kamunun faydalandığı alanlara yerleştirilen mesleki oyuncaklar ve maketler
Uzmanlar için hazırlanmış 500 parçadan fazla veya resimsiz yap-bozlar
9) Havalı tabanca ve tüfekleri
10)Özellikle oyuncaklar için tasarlanmış patlama kapsülleri dışındaki patlama kapsüllerini de içeren havai fişekleri, (yürürlükte olan ve daha sıkı mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla, oyuncaklarda kullanılan tüfek kapsülleri hariç)
11) Sapan ve benzeri oyuncaklar
12) Metalik uçlu ok setleri
13) 24 Volttan fazla anma gerilimi ile çalışan elektrikli fırınlar, ütüler veya diğer fonksiyonel ürünler
14) Bir öğrenim programı çerçevesinde, bir yetişkinin gözetimi altında kullanılmak amacıyla üretilmiş ısıtıcı parçalar içeren ürünler
15) Eksoz motorlu araçlar
16) Buharlı oyuncak makinaları
17) Kaldırımlarda spor yapmak veya seyahat etmek amacıyla tasarlanan bisikletler
18) 24 volttan fazla anma gerilimiyle çalışan ve bir video ekranına bağlanan video oyuncakları
19) Bebek emzikleri
20) Gerçek ateşli silahların aslına uygun kopyaları
21) Çocuklar için taklit mücevherler.
Park denince benim gözümde canlanan yerin, İstanbul’da yapılan “park”larla hiç ilgisi yok. Açtım sözlüğe baktım. TDK sözlüğünde, park sözcüğünün açıklaması şöyle: “Bir yerleşme merkezinde halkın gezip hava alması için düzenlenmiş ağaçlı ve çiçekli büyük bahçe”.
Fransızca kökenli ve olasılıkla dünyadaki herkesin “park” dendiğinde anladığı ve gözünde canlanan şey, yeşil rengin hakim olduğu, çiçekli, ağaçlı, tabanı çim olan bir yerdir. Ancak bu sözcük, İBB ve ilçe belediyeleri tarafından gri, kupkuru, betondan oluşan bir yer olarak algılanıyor. Bunu anlamak çok zor. Ben Avrupa’da birkaç büyük şehir gördüm, hiç birinde betondan oluşan, çimin, çiçeğin, ağaç veya ağaççığın olmadığı, dolayısıyla yazın sıcağı daha bir artırarak yansıtan bir “park” görmedim. Yani böyle bir yere park denemez. Yeni bir sözcük gerekir.
Ancak zaten orman ve bahçe fakiri olan ülkemizde ve şehirlerimizde park adı altında yapılan yerler neden insanların biraz soluklanacağı, ağaç gölgesi, çim kokusundan yararlanacağı, hatta mümkünse küçük havuz ya da göletler kapsayan yerler değildir?
Avrupa’da birkaç apartmanın arasında ya da bir sokağın köşesinde minicik bir boşluk varsa, çim dikip, çiçeklerle süsleyip hatta minicik havuzlar koyarak yapılmış estetik harikası, fotoğrafını çekmeye doyamadığınız bahçeler, parklar gördüm. Park, bahçenin büyüğü, tanımdaki gibi. Bunlara da küçük ya da büyük yapma göller koyuyorlar.. içlerinde ördekler, kuğular…
Gelgelelim bizde ne işlevsellik ne de estetik anlayışı görmek mümkün. Örneğin Şişli Camii yanındaki “park” denen gri, tabanı taş, dümdüz, kuru, yazın çok sıcak, koskoca bir yer var. Diğer “park”larımız gibi!!! Buraya ne kadar şahane bir park yapılabilir oysa.
Read the rest of this entry »
Granül haldeki hammadde ile imalat sırasında oluşan kırmalar otomatik yükleme sistemleri ve vakumlu hava ile borularla taşınarak makine üzerindeki hammadde hunisinde belli oranlarda karıştırılır. Masterbach, bu karışıma yine otomatik dozajlama sistemi ile istenen oranda katılır ve böylelikle ürünün renklendirilmesi sağlanır.
Read the rest of this entry »
Özellikleri:
Daha kendisi bulunmadan varligi hissedilmis bir elementtir kendisi. Gunesten gelen isiklarin spektrumlari ile ilgilenen Janssen tarafindan 1868 yilinda farkli bir element oldugu bulunmus ve de ismi Lockyer ve Frankland tarafindan Yunanca günes anlamina gelen “helios” kelimesinden türetilmistir.
Sembolü : He
Atom Numarası : 2
Atom Ağırlığı : 4.003
Yoğunluk : 0.000179 g/cm3 (273K de)
Erime Noktası : 0.95 K
Kaynama Noktası : 4.216 K
Kokusuz renksiz ve de tepkimeye girmeyen (inert) bir gazdir. Havadan hafif olmasi ucan balonlarda kullanilabilmesini saglar. Hidrojen gibi yanici-patlayici olmadigi icin de oldukca güvenlidir. Ama bu güvenlik pahaliya patlar. Cünkü Helyum gazi oldukca pahali bir nesnedir. Evren de hidrojenden sonra en cok bulunan ikinci element olmasina ve de dünya atmosferinde 1/200.000 oraninda bulunmasina ragmen, sivi havanin ayrimsal damitilmasiyla (fractional distillation) elde edilemez. Bunun sebebi, Helyumun atmosferdeki diger bir cok gazin aksine Joul-Thompson katsayisinin pozitif olmayisidir. Bu da onun sikistirilmak suretiyle sivilastirilmasini engeller ve de havadan elde edilmesini imkansiz hale getirir. Ama imdadimiza dogal gaz yataklari yetisir neyseki. Amerikadaki (USA) bazi dogal gaz yataklarinda %7`ye varan oranda He gazi bulunmaktadir ki bu da Helyumun ticari olarak satilabilecek kadar üretilmesine imkam saglamaktadir.
Read the rest of this entry »
Buhar sorununu bilimsel yönden geliştirmesinden ötürü Watt, bu devrimlerin kaynağı sayılmalıdır. Ondan önce Newcomen’in makinesi ağır ve zor ilerliyor, teknik yerinde sayıyordu. Watt’ın aracılığıyla bilimin işi ele alması üzerine bu yavaş gidişte birden bir canlanma görüldü. Tekniğin ilerleyişi bir devrim niteliğini aldı, olayların akışı büyük bir hız kazandı. Bilim, insanlık tarihinde üçüncü defa müdahalede bulunuyordu, ama bu müdahalesi, toplumda bundan böyle büyük bir rol oynayacağını kanıtlayacak nitelikteydi.
Şimdilik bütün rolü, yalnızca icat edilmiş bir makinenin geliştirilmesi ve mükemmelleştirilmesiydi. Ama bundan sonra tam tersine bir oluşumla karşılaşılacağı anlaşılıyordu. Çünkü bilim bazı dallarda tekniğin kendisinden önce davranmasına meydan vermeyecek kadar ilerlemişti. Artık mucite hangi yönün daha elverişli ve hangi bulguların daha yararlı olacağını bilim gösterecekti. Söz hakkı, usta teknisyenlerin değil, bilimsel düşünce ve deneylerle ilerleyen bilim adamlarınındı. Bu dönemin bilimi en çok gazlar konusunda, ilerlemiş bulunduğuna göre, en göz kamaştırıcı icadını da elbette bu alanda verecekti. Read the rest of this entry »